Gezinin fikir ile zikri
Gezinin fikir ile zikri
Sosyal medyada yalanlar çoğaldı, insanlar küçüldü. - Ağaçlar mı? onlar zaten yoktular!
Yüksek çözünürlükte görüntüle
Kemer - Antalya merkez cami #mosque #cami #antalya #kemer #turkey #türkiye
…. bir iş için Dıyarbakır’daydım geçtiğimiz günlerde.. Türkiye’de bir çok ilde bulunmuş ve gezmiş birisi olarak doğu; çokta yabancı olmadığım bir bölge. Diyarbakır’a daha önce gitme fırsatım olmamıştı bu anlamda. İşlerimin de erkenden bitmesi ile şehri gezmek ve fotoğraflamak için epeyce vakit kaldı, fırsattan istifade Diyarbakır’ı hem şehri ile hem de insanı ile keşfetmek için dolaşmaya başladım..
Şehirlere karşı ön yargımı, İstanbul’u ilk terk edişim de 12 yaşımda Gaziantep’e gidişimle yıkılmıştı, o zamanlar benim için İstanbul dışındaki bütün iller küçük kendi içinde birer kasaba idi… Ön yargısız yaklaşmama rağmen şehre ilk adım attığımdan itibaren sebebini çözemediğim bir tedirginlik hakim oldu, kendi başına hiç bilmediği şehirlere giden hatta bunu çocuk denecek yaşlarda yapan ben için biraz tuhaf bir durumdu.
Diyarbakır’ın iki şehirden oluştuğunu çok çabuk hissediyorsunuz, eski ve yeni şehir, yeni şehirden hiç söz etmeyeceğim hemen hemen tip ve mimari olarak bir çok yerde görüp görebileceğiniz yapı yığıntıları… asıl şehrin sur içinde kalan bölgenin olduğu ve yaşamın şaşıracak kadar canlı olduğu bir yer, bir çok Anadolu şehrinden daha hareketli ve canlı , bunda sur içinin kapladığı alanın dar olmasının etkisini de göz ardı etmemek gerek.. Sur içine girişi Dağ kapıdan yapıp cadde boyu ilerlerken çevremi süzerek ilerliyorum, Nihat Hatipoğlu sokakta çevresinde kalabalık bir grup çevrelemiş hem sohbet ediyorlar hemde ilerlemeye çalışıyorlar, Nihat Hatipoğlunu izlemedim hiç lakin sokaktaki insanların yaklaşımını samimiyetini görünce, Nihat Hatipoğlu her ne iş yapıyorsa başarılı olduğu aşikar… Fotoğrafla ilgilenen birisi için malzemenin çok fazla olduğu bir yer, bende naçizane amatör olarak sevdiğim bir iş, makine elimde sürekli çekerek ilerliyorum, sur içine girdiğinizde biraz irdelediğinizde kendine has dar sokakları keşfediyorsunuz, labirent gibi nereye çıkacağını tahmin edemeden sokağın akışına bırakarak ilerlediğiniz daracık sokaklar … fotoğraf çekerek ilerliyorum, dar sokakların bir biriyle kesişmesinden oluşan küçük meydana ulaştığımda, yürüyüş esnasına üzerimde hissettiğim şüpheli bakışların ne zaman fiiliyata döküleceğini merak ettiğim bir anda 2 genç yanıma yaklaştı, hitaben çok kibar tereddütlü bir ses tonu ile çektiğim fotoğrafların nereye ait olduğunu sordu, sanırım epeydir beni gözlemliyor. Aramızda geçen diyalog ;
- Abi ! neden fotoğraf çekiyorsun?
-Nasıl?
- sokak boyunca fotoğraf çektin nereyi çekiyorsun?
-!… sokağı..
- abi çektiğin fotoğrafı görebilir miyim?
(bu arada nereden geldiklerini anlamadım lakin farkına vardığımda çevremizde 7-8 kişi olmuşlardı birde oradan geçen bir motosikletli iki kişide konuşmanın içine dahil olmuştu)
makinedaki fotoğraflardan bir kaçını gösterdim, farklı bir şey arıyormuş gibi bir kaç defa; - abi demin çektiğin fotoğrafları soruyorum ne çektin? diye tekrarladı. 5-6 fotoğraf gösterdikten sonra belli ki ikna oldu sonrasında;
- abi! kusura bakma geçenlerde yine böyle biri fotoğraf çekiyordu farklı şeyler çıktı altından.
- ne çıktı diye soruverdim.
- boşver abi! sen kusura bakma istediğin gibi fotoğraf çekebilirsin….
bu sözü söyledikten sonra biraz önce çevremde olan kalabalık bir anda dağıldı, gençlerle konuşurken çevrede bulunan esnafa bakıyorum, çok tepkisiz hatta görmemezlik tavrı hakim, bu konuşma sonrasında yoluma devam ediyorum.
Sur içinde gezerken kapıldığım his; şehrin sokakları gibi insanları da, şüpheci ve tedirgin!..
Sokaklarda gezerken soluklanmak için durduğum yerlerde çay içip sohbet ettiğim insanlarla barış sürecini konuşuyoruz, bir çoğu barışın olmasından yana, süreci destekliyorlar, bunların bir çoğu bdp’ye gönül verdiğini de üstüne basarak söylüyorlar.
Taksiye biniyorum sur içinden ayrılıp işimi halletmek için yeni şehre geçiyorum, geçerken taksici ile sohbete başlıyoruz, burada da konu ‘Barış Süreci’ taksiciye de aynı soruyu yöneltiyorum, sen ne düşünüyorsun? derin bir nefes alarak söze başlıyor.” - Geçenlerde Ahmet Hakan buradaydı başkanımızla program için gelmişti, havalananından ben aldım kendisini o da aynı soruyu sordu, ilk başta sessiz kaldım lakin iki de bir ‘gundi’ diye hitap edince artık dayanamadım cevap verdim, Barış sürecinin tek çözümün İslam olduğunu başka hiç bir şekilde bu coğrafyada barışın tam anlamıyla olamayacağını söyledim.” Şehrin belediyecilik hizmetlerinin eksikliğinden söz ediyorum, - belediyecilik hizmetlerinin nasıl olduğunu soruyorum, hizmetlerden memnuniyetsizliğini ifade ediyor… Yeni şehir tarafında olan işim bitirdikten sonra, kısa bir tur burada attıktan sonra Sur içine geri dönmek için başka bir taksiye biniyorum. Bu takside muhabbet yine aynı konuya geliyor, bu seferki taksiciyi ne kadar sıkıştırsam da çok net ifadeler alamıyorum ağzından en sonunda dayanamıyor cevap veriyor ilk cümlesi ; polis misin? bilmiyorum ama! oluyor. akabinde barış sürecinden ümidinin olmadığını, barış süreci gelirse bir çok kişinin nemalarının kesileceğini bu yüzden pekte mümkün görmediğini ifade ediyor, Bağlar ilçesinden geçerken, bak abi! televizyonlarda sürekli izlediğiniz olaylar bu sokakta oluyor, sokakta olanların çoğuda belediyede çalışıyor hatta çocuklarda onların çocukları, şayet eylemlere katılmazlarsa işten atılmakla korkutuluyorlar. -yani diyorum bu sokakta eylemcilerin bazıları kendi rızası ile katılmıyorlar bunu mu söylüyorsun? , aynen abi diye cevap veriyor, katılmazlarsa işlerinden olacaklar.. bunlar burada konuşuyorlar 100 km ötesi Elazığ neden oraya gidip orada bir şey yapamıyorlar, güçleri yok eskisi kadar bu barış sürecinde o yüzden çok sahiplenmiş durumdalar. -sence diyorum barış olur mu? diye soruyorum -İnşallah olur diye cevap veriyor. biraz önce barışın olmayacağını söyledin ama şimdi İnşallah olur diyorsun dediğimde, hiçte umutsuz değiliz şeklinde cevaplıyor. Sur içine vardığımız için taksiden iniyorum…
Diyarbakır, bir çok Anadolu şehrine nazaran oldukça hareketli bir şehir, akşam saat 9 dan sonra gündüz kadar hareketli olmasa da, ciğercilerin sokaktaki yerini almasıyla farklı bir hareketlilik kazanıyor, sur içi daha bir güzel oluyor… Sur içindeki yeni yapılar da kaldırılsa doğal dokusuna kavuşturulsa çok daha güzel bir yer olur….
…gün içinde konuştuğum kişilerin ve şehrin bende bıraktığı iz;
Diyarbakır şehri ikiye bölünmüş, bir tarafta eski şehir (sur içi) diğer tarafta yeni şehir. İnsanları da Diyarbakır gibi ikiye bölünmüş… herşeye rağmen; her vakti farklı camilerde kılma fırsatım olduğu için camilerdeki kalabalık; bu toprakların bölünemeyeceğinin bir kanıtıdır. Taksici gencin söylediği çözüm de bu diyar için tek çözüm anahtarıdır. Diyarbakır hep birileri tarafından siyasette malzeme olarak kullanıldığından siyasetin hakim olduğu bir şehre dönüşmüş, ne zaman ki Diyarbakır siyasetten arınırsa, (kendi tabirleri ile özüne döner ise) bambaşka bir şehir olur..
Resimlerde de göreceğiniz üzere Cahit Sıtkı Tarancının evinin resimlerini paylaşırken Memleket isterim şiirini paylaşmazsak yazı eksik kalır……
Kalın sağlıcakla…
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun…




Ulu Cami

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi (evi)
O kadar mı yandı bağrın ey çocuk?
Ecelin sunduğu şarabı içtin.
Sırayı, saygıyı unuttun çabuk,
Sebep ne, ağandan ileri geçtin?
Yirmi üç baharı kavuşturan ateş,
Güllerin kalbini dağlasa çok mu?
Bir damla şebneme susadı güneş,
Sümbüller sararsa hakları yok mu?
Yurduna son damla kanını verdin,
Ah cömert kardeşim sana pek yazık!
El fitre verdi de, sen canın verdin,
Ne acı bir Ramazan Bayramı yaptık!
Yad eller daığıttı halka gülsuyu,
Yok sana gözyaşı dökecek anan.
Kardeşim üzülme, müsterih uyu,
Ne mutlu gülüyor sevgili vatan
Bir çile ipekten yumuşak sinen,
Serhatti tuttu bak Balkanlar gibi
Kaşından daha çok bıyığın yokken,
Dövüştün yeleli arslanlar gibi!
Ne beyaz bir mermer, ne biraz yaldız,
Nerede yaptın o altın destan?
Sürekli alkıştan utanan atsız,
Koca şeyhnamene konmamış imzan.
Ne kadar aradım senin kabrini,
Yok diye boynunu büktü her çiçek.
Yanıldım kardeşim, bağışla beni,
Arzdan semaya göçtün gerçek!…
“Bazen işler ters gittiğinde, herşeyin üst üste geldiği dönemler olur, süresinide kestiremezsin, bilirsin hepsinin üstesinden gelmek için biraz zaman gereklidir, beklemen sabretmen gereken, öyle olur ki durup nefeslendiğinde; yaşama dönüp ‘teker teker gelin’ demek istersin…
Herkesin sınavı kendine zor, en zoruda seninki (okuyucu)…
Mesele sınavı Hakkın izni ile başarabilmek, her anında şükredecek o kadar çok nimete sahip oldugunu bilmek…
Daha kötüsü olamaz deme, dem vur içinde isyan bayrağını açmış sesi sustur…
Huzura kabul edilme vakitleridir, huzura erdiğimiz zamanlar, Allah(cc) bizleri her koşulda kendine şükredenlerden eylesin inşallah